Daha önce gittiğim ve çok beğendiğim Alıç Yaylası’nda ikinci kez kamp yapma fırsatı buldum. Grup liderlerimiz Şükrü ve Zeynep hocaydı. Geçen sefer olduğu gibi… Bir önceki kampın tarihine baktım, aradan üç sene geçmiş. Zaman çok çabuk geçiyor.

Kadıköy’den minibüse bindiğimde tanıdık simalar da gördüm. Ayça ve Berat bunlardan bazılarıydı. Minibüs bütün yolcularını aldıktan sonra karşıya geçmek için yine feribota bindik. Bir sonraki durağımız market alışverişiydi.
Yemek, kampta olmazsa olmaz bir ritüeldir. Ateşte pişirilen sucuk, patates, mantar vesaire gibi şeyler kampa renk katar. Ayrıca yeterli ekipmanınız varsa sabah kahvaltısı bile müthiş keyifli olur.
Ben de yanıma kamp ocağı, sandalye, masa, tava gibi şeyler almıştım. Hatta kahvaltıda yemek için bir kangal sucuğum bile vardı. Beni motive eden şeylerden biri, pazar kahvaltısında yapacağım sucuklu yumurtaydı.
Markete uğradığımızda alışveriş yaptıktan sonra yumurta aramaya başladım. Yumurtaları buldum ancak bir problem vardı: Yumurtalar paket içinde çok fazlaydı. İhtiyacım olan sadece üç tane yumurtaydı. Ancak bu kadar az yumurta satılmıyordu. Ben de daha önce tanıdığım Ayça ve Berat’la ortak almaya karar verdim. Onlara söyledim, onlar da onayladı. Alışveriş yaparken bir ara Ayça ve Berat gözden kayboldu. Alışverişi bitirip minibüse bindim. Ayça’ya yumurtayı alıp almadığını sordum. “Aldım.” diye teyit etti. Tabii bu yumurtayı yemek bana nasip olmayacaktı, henüz bilmiyordum:)
Kampa vardık, çadırlar kuruldu. İnsanlar toplanıp kısa bir keşif turu bile yaptı. Ben de etrafı biraz gezip tekrar kamp alanına geldim. Zaman böyle akıp geçti. Akşam oldu, ateş başında toplandık. Benim hazırladığım bir etkinlikle insanlara soru sorarak eğlenceli bir ortam oluşturmaya çalıştık. Kimi küçükken yaptığı yaramazlıkları anlattı, kimisi misafirlikte zor durumda kalışını…


Bu şekilde ateş başı sohbet ederek güzel vakit geçirdik. Şükrü ve Zeynep hocamın küçük kızları Bilge, ortama neşe kattı. İnsanın Bilge’ye baktığı zaman dünyaya çocuk getirme isteği artıyordu. Öyle akıllı ve neşeli bir çocuktu.

Vakit gece yarısını bulunca herkes çadırlarına çekilmeye başladı. Ben de öyle.
Kampta malzeme çok önemlidir. Hatta bir söz vardır: Kötü olan iklim koşulları değildir; iklim koşullarına uygun olmayan malzemedir. Ben de kampa gelmeden önce uyku tulumunun altına konulan şişme matı tamire vermiştim. Onun yerine altıma serebileceğim çarşaf gibi bir şey getirmiştim. Bunun beni soğuktan koruyacağını düşündüm. Yanılmışım.

Gece, uyku tulumunda titreyerek uyandım. Beklemediğim bir soğuk vardı. Soğuk ve etraftaki bazı çadırlardan gelen horlama sesleri, uykumu darmadağın etti. Sabaha kadar nasıl uyuduğumu bilmiyorum. Evet, uyku tulumunun içi sıcaktı ama bir sıkıntı vardı: Altta izolasyon olmadığı için inceden bir soğuk geliyordu. Bu da benim uyumamı engelliyordu. Horlama sesi de uykuya dalma çabamı daha da baltalıyordu.
Daha sonra kamptaki çoğu kişinin benzer bir durum yaşadığını gördüm. Gece yaylaya çiğ düşmüş. Bir nevi ince bir kar yağmış da diyebiliriz. Şişme mat hayati önem taşıyormuş, bunu tekrar not aldım.

Sabah uyandığımda çoğu kişinin daha uyanmadığını gördüm. Ben de hem yayla etrafını gezmek hem de biraz video çekimi yapmak için kamptan ayrıldım. Yaklaşık bir saat sonra kampa geri döndüm.
Kampa geri döndüğümde bir masa etrafında Ayça, Berat ve iki kişi daha vardı. Kahvaltıya başlamışlardı. İçime bir his düştü: “Eyvah,” dedim, “yumurtalar gitti.”
Yanlarına gittim, yumurta kalıp kalmadığını sordum. Berat hepsini dağıttığını söyledi. Güzel bir kahvaltının hayalini kurarken benim için önemli olan bir şeyin başkası için önemsiz olduğunu gördüm. Canım sıkıldı, bir şey diyemedim. Ayça, telaşla kendi yaptığı kavurmalı yumurtadan biraz verdi. Gerek yok desem de dinletemedim. Bir nevi mahcup olduğunu belli etmeye çalıştı. Berat ise hiç oralı olmadı. Berat ki içtiği içkiden ve sigaradan vücudunda sinir kalmamış bir arkadaşımız. Öyle ki alkol ve sigara adamın bünyesine artık tesir etmiyor :)) gamsız olmasını yadırgamadım.
Neyse, gittim, kendi kahvaltımı hazırlayıp bir şeyler yedim. Ayça, benim ortadan kaybolmam yüzünden böyle bir şey yaşandığını söyledi. Manipülasyon! en sevdiğim. Oysa biz kahvaltı yapmak için anlaşmamıştık. Sadece yumurta paylaşımı için anlaşmıştık. Bana göre bir insanın yemek masasına davet edilmeden oturması büyük ayıptır. Çerez, içecek problem değil. Ama yemeği herkes kendine göre getiriyor. Dolayısıyla ben, davet edilmediğim yemek masasına oturmayı düşünmedim.
Arkadaşların bu davranışından sonra biraz demoralize oldum. Arkadaşlarımı susarak protesto ettim. Dikkat edin, küstüm demiyorum; susarak protesto ettim. Bilinçli bir şey değildi, içimden böyle geldi.

Kampın bitimine doğru yaylada bir yürüyüş yaptık, Bir de yaylaya yakın olan Elmalı köyünden organik yumurta aldık 🙂 bu köyde çivisiz bir cami de bulunmaktaydı. Cami, hiç çivi kullanılmadan inşa edilmişti. akşam dönüşte de İznik yakınlarında bir balık restoranında balık yedik. Yediğimiz balığın ismini hatırlamıyorum. Tadı ise vasattı.

Bursa’daki Alıç Yaylası kampımız bu şekilde sona erdi.

Yorum yazabilirsiniz.