“Erikli Yaylası’nda Bir Kamp, Bir Kar, Bir Naki Abi”
Minibüsümüz tüm yolcularını aldıktan bir saat sonra Eskihisar feribotuna bindik. Feribotta karşıma tanıdık bir sima çıktı: Naki abi. Onunla daha önce Çanakkale’nin Karaağaç koyunda tanışmıştık. 67 yaşında ama yaşına göre oldukça dinç; komando gibi bir adam. Hâlâ doktorluk yapıyor.

Naki abi.
Sohbet arasında, 50 yaşına kadar hayatın akışına kapıldığını, ev-iş döngüsünde kendine hiç zaman ayıramadığını anlattı. Ta ki bir gün Uludağ’da sis bastırıp kaybolana kadar. O gece bulunana dek yaşadıkları, hayatını sorgulamasına sebep olmuş. Geriye dönüp baktığında ise hatıra olarak elinde hiçbir şey kalmadığını fark etmiş. O günden sonra yürüyüş, yurt dışı gezileri ve ekstrem sporlara başlamış. Bana da bol bol öneride bulundu: “Her şeyi dene, adrenalinden korkma. Zaman geçiyor, farkında olmadan ömür tükeniyor,” dedi.
Karaağaç’ta yüzmeye başladığında gözden kaybolurdu. Dikenli patikaları keçiler bile geçemezken o hiç zorlanmazdı. Genelde yalnız takılır, müzik dinlerdi. Yoga kampına gideceğimi söyleyince “Tembel işi,” deyip güldü. “Her şeyi denemek lazım, demedin mi? Ben de deniyorum abi,” dedim. Gülümsedi. Sonra yollarımız ayrıldı.
Kar, Su ve Dayanıklılık: Erikli Yaylası’nın Zorlu Yüzü
Daha önceki gelişimde Erikli Yaylası bembeyazdı. Bastığımızda düzleşmeyen, ayağı içine çeken bir kar vardı. Üstelik sulu kar… Her adımda botlarımız suyla doluyordu. Kalın çorap, yedek çorap hiçbir işe yaramıyordu. Küçük bir kulübe ve yanan bir soba vardı ama ben kar kampı yapmaya kararlıydım.Dere kenarındaki tahta platformlardan birini kardan arındırmaya çalıştım ama yağış durmuyordu. Ben temizledikçe kar yağıyor, kar yağdıkça ben tekrar temizliyordum. Sonunda pes edip çadırı kurdum, altında bir miktar kar kalmasına rağmen.
Gece bazıları kulübedeki sobanın başında uyurken, ben çadırımda kaldım. Sabah kalktığımda çadırımın altı su dolmuştu. Soğuktan vücudum kaskatıydı, iç organlarımı bile hissedemiyordum. Bedenimde sanki boşluk oluşmuş gibiydi. Normale dönmem bir günü buldu. O kamptan çıkardığım net bir ders var: “İnsanı zorlayan mevsim değil, mevsime uygun olmayan ekipmandı.”

Kar kampından bir kare.
Yeşil olan benim çadırım.
Yoga, Şelale ve Biraz da Sessizlik
Bu gelişimizde “Çamur Evler” diye bir kamp yerinde konakladık. İsmine aldanmayın, kaloriferli bungalovlar. Geceleri serin, ama ortam keyifli. Çadır seçeneği de vardı, 450 TL kişi başı. Ben yine çadırı tercih ettim.



İlk gün çevre keşfi, dere kenarında kısa bir yürüyüş yaptık. Saat 16.00 gibi yoga başladı. İlk kez deneyimledim. Beden-zihin koordinasyonuna dayalı bir esneklik ve odaklanma çalışması. Denedim ama belli bir noktadan sonra bedenim “yeter” dedi, ayağıma kramp girdi. Diğerleri devam ederken ben çimlere uzandım. Yoga bana göre değilmiş. Esneklikten çok güce dayalı aktiviteleri sevdiğimi fark ettim. Yine de iyi ki denemişim.



Ertesi gün Erikli Çifte Şelaleler’e gittim. Kamp alanına 15 dakika mesafedeydi. Telefon çekmiyordu. Şelaleye vardığımda şansıma kimse yoktu. Büyük şelalenin tam karşısına geçip uzun süre oturdum. Suyun sesini dinledim. Aklımdaki tüm sesler sustu. Bir saat kadar her şeyden uzaklaştım. Sonra içimden geldi, şelaleye karşı bağırdım. İyi hissettirdi. Geldiğim yoldan sessizce geri döndüm.



Ben döndüğümde kamp grubu şelaleye gitmeye hazırlanıyordu. Eşyalarımı topladım, biraz daha çevrede dolaştım ve kampı sonlandırdım.
Son Söz:
Doğa bazen bedenini zorluyor, bazen zihnini. Ama her seferinde sana kendini anlatıyor. Kimi zaman karın altında kalan bir çadırda, kimi zaman boş bir şelalenin karşısında. Biriktirdiğin anılar, içinden çıkınca değerleniyor. Naki abinin dediği gibi: Zaman varken gez, toz, dene.



Yorum yazabilirsiniz.