EDİRNE

Edirne’ye kaç defa geldiğimi hatırlamıyorum. Bildiğim ve yakın bir yer olduğu için “Gidelim, bir ciğer yiyelim.” dedik. Ziyareti sebebimiz bu. Daha önce Edirne’ye hiç gelmemiş insanlar olduğunu biliyorum. Şu an iki tanesi yanımda:) Bu vesileyle biraz da sevap kazanayım dedim 🙂

Meşhur yerleri: Selimiye Camii, Karaağaç, Lozan Anıtı, Ulu Cami, Meriç Köprüsü gibi yerler. En son Karaağaç içinde Doğa Tarihi Müzesi de açılmıştı. Oraya da gittik. En meşhur yiyecekleri: tava ciğeri ve badem kurabiyesi. Bir de “hardaliye” diye yerel bir içecekleri var.

Şenlikleri: Kakava ve Kırkpınar. Kakava, tur şirketlerinin tercih ettiği için çok kalabalık oluyor. Bir defa denenebilir.

Edirne’ye vardığımızda çok güzel bir hava vardı. Çiçekler, ağaçlar daha bir renkli göründü gözüme. Çok güzel bir atmosfer vardı. Baharın da etkisi olabilir, bilemiyorum.

Önce Mimar Sinan’ın “Ustalık eserim.” dediği Selimiye Camii’ne uğradık. Fakat cami tadilatta olduğu için tam anlamıyla içini gezemedik. Hemen yan tarafında Türk İslam Eserleri Müzesi var. Burada da Osmanlı’dan kalan birtakım tarihi eserler vardı. Edirne, aynı zamanda Osmanlıya başkentlik yapmış bir şehir.

İkinci durağımız, Osmanlı’dan kalan mezar taşlarının sergilendiği alan ve Edirne müzesi oldu. Burası da hemen Selimiye Camii’nin yan tarafında. Burada, Osmanlı’nın önde gelen asker, esnaf ve çeşitli alanlarda çalışmış insanlarının geride bıraktıkları, üzerinde Osmanlıca mesaj yazan mezar taşlarını gördük. “Dedelerimizin mezar taşlarını bile okuyamadık.” tezini de çürütmüş olduk 🙂

Selimiye Camii’nden sonra, hemen aşağısında bulunan Üç Şerefeli Cami, Ulu Cami ve Arasta’yı da ziyaret ettik. Üç Şerefeli Cami’nin her bir minaresi farklı bir şekilde tasarlanmıştı. Bir minaresi burmalı şekilde yapıldığı için “Burmalı Cami” olarak da biliniyormuş. Ulu Cami’de Kâbe’den getirildiği söylenen siyah bir taş da var.

Edirne’ye en son geldiğimde Kakava-Hıdrellez şenliklerine katılmıştım. Festivalin olduğu gün mahşerî bir kalabalık vardı. Hayatımda en son ne zaman o kadar kalabalık gördüm, hatırlamıyorum. Her şeye rağmen güzel bir festivaldi. İş biraz ticari boyuta geçtiği için insanların keyif alması değil, firmaların para kazanması amaçlanmıştı. Benim yorumum bu. Aynı alanda Kırkpınar güreşleri de yapılıyor.

Merkezi gezdikten sonra sıra yemek faslına geldi. Normalde Edirne’de meşhur olarak bilinen “Aydın Tava Ciğer” dükkanıdır ama bu dükkân hem kalabalık hem de daha pahalı. Önünde devamlı sıra var. Hatta sıraya sokan elemanlar bazen size kaba bile davranabiliyor. Benim favorim Kemal Usta. Kapalı Çarşı’nın hemen yanında bir yer. Temiz, uygun fiyatlı, ferah ortam. Edirne’ye gelirseniz buraya mutlaka uğrayın. Köftesi de efsane, tava ciğeri de.

Yemek faslından sonra yönümüzü Karaağaç Mahallesi’ne çevirdik. Karaağaç, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak alınmış, çok güzel bir yerdir. Burada bulunan Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin içinde; Doğa Tarihi Müzesi, eski tren garı, heykel sergi alanları ve Lozan Barış Anıtı yer almaktadır. Daha önceki gelişlerimde buraya ücretsiz bir şekilde girebiliyordum. Ancak son gelişimde 80 TL gibi bir ücret alındı.

Lozan Anıtında bulunan simgeler: Ortadaki kadın; zarafeti , estetiği , adaleti; üç tane sütun da üç vatan toprağını temsil ediyor. Anadolu ,Trakya , Karaağaç. Karaağaç bilindiği üzere Yunanistan savaş tazminatı olarak alınmış. Karaağaç çok güzel bir yerdi.

Karaağaç’tan dönüşte, Meriç Nehri kenarında oturup bir çay içtik. İstanbul’dan yola çıktığımızda sağanak yağmur vardı, ancak Edirne’de şansımıza güneş açmıştı. Meriç Köprüsü’nü geçtikten sonra merkeze gidip hediyelik eşyalar aldık. Bademli kurabiye ve badem ezmesi, buranın olmazsa olmaz lezzetlerinden. Bu ürünlerin en meşhur markası ise Keçecizade.

Hediyelik eşyaları aldıktan sonra dönüş yoluna geçtik. Bir gezimiz daha bu şekilde sona erdi.

Yorum yazabilirsiniz.



Bağlanabilirsiniz!

Beni sosyal medyada da takip ederek seyahat maceralarıma ortak olabilirsiniz.