BURDUR

Afyon, Isparta, Burdur ve Uşak gezimin Burdur ayağında gezerken gördüklerimi ve hissettiklerimi yazacağım. Diğer türlü şehirlerle ilgili teknik bilgiyi iki dakikalık internet aramasıyla zaten bulabilirsiniz 🙂

Isparta merkezden Eğirdir’e gitmeye karar vermiştim ama yağan yoğun sağanak yağmur bu kararımı değiştirmeme sebep oldu. Yağmurlu havada Eğirdir Gölü gezisinin bana keyif vermeyeceğini düşündüm.

Isparta’dan ayrılmadan önce, yağmur altında yirmi beş dakika yürümek zorunda kaldım. Bunun nedeni bana verilen yanlış adresti. Isparta’dan Burdur’a gitmek için adres sorduğum yaşlı bir Ispartalı, araçların köy garajından kalktığını söylemişti. Ben de yaşlı adamın verdiği güvenle sorgulamadan yola çıktım. Halbuki köy garajından sadece Isparta ve civar ilçelere araç kalkıyordu. “Nasıl olsa yakındır, yirmi beş dakika yürürüm,” dediğim yere vardığımda üstüm başım sırılsıklam olmuştu. Elbiselerimi değiştirmek zorunda kaldım. İllere giden araçların köy garajından değil, otogardan kalktığını öğrendim. Bu da şehrin diğer ucuna, yani yaklaşık 6 km demekti.

Eğirdir’e gidemeyince ben de yönümü Burdur’a çevirdim. Isparta’dan Burdur’a geçerken yine paylaşımlı yolculuğu kullandım. Bu sefer yolculuğu bir sağlıkçı ve bir veteriner ile paylaşıyordum. Sürücü geldiğinde çok zor durumdaydım; bir otobüs durağında yağmur yüzünden 1,5 saat oturmak zorunda kalmıştım. Hatta konuştuğumuzda adam benden 50 TL ücret istemişti, ben de ikna edici olsun diye 100 TL teklif ettim. Bir şekilde son dakikada ikna oldu.

Sürücü, Burdur’a yakın bir köyde oturduğu için bazı yeme içme tavsiyeleri verdi. Burdur şiş ve ceviz ezmesi gibi yöresel lezzetleri mutlaka denememi söyledi. Burdur şiş, Burdur’un bilinen bir lezzetiymiş. Asıl yenmesi gereken yerin sanayi bölgesindeki bir yer olduğunu ekledi ama ben sanayiye gitmeye fırsat bulamadım. Kaldığım otelin yanındaki bir kebapçıda yedim. Kebabın tadı güzeldi ama yağlı ve biraz ağırdı. Ceviz ezmesine ise bayıldım. Sanırım internetten tekrar sipariş vereceğim.

Isparta ile Burdur arası 35 km. Burdur’a 45 dakikada vardık. Yağan yağmurdan göz gözü görmüyordu. Burdur’a geldiğimde yağmurun hâlâ devam ettiğini gördüm. Şans işte. Sürücü beni otelin yanına bırakıp Antalya’ya devam etti.

Kaldığım otelin adı Şahlanış Otel’di. Merkezi bir yerdeydi. Çift kişilik yatak ve kahvaltı dahil konakladım. Seyahatim boyunca beş farklı otelde kaldım, en beğendiğim otel bu oldu. Kahvaltısı da gayet iyiydi. Fiyatı 1080 TL’ydi.

Akşam biraz Burdur’u gezmek istedim ama sokaklarda in cin top oynuyordu. Herkes evine çekilmişti. Daha önce de söylemiştim, küçük yerlerde akşam saat 19.00’dan sonra sokakta pek insan göremezsiniz. Burdur’u baştan sona geçen bir caddesi var, tek vesayetle her yere ulaşmak mümkün. Buranın enerjisi bana Afyon ve Isparta’dan daha iyi geldi.

İkinci gün Salda Gölü’ne gitmek için yola çıktım. Otel çalışanı bana Yeşilova araçlarının Salda Gölü’ne kadar gittiğini söyledi. Ben de şehirden ayrılmadan önce müze gibi bazı yerleri gezeyim dedim. Sırayla Burdur Müzesi, Baki Bey Konağı ve Burdur Doğa Müzesi’ne gittim.

Burdur Müzesi’nde Sagalassos Antik Kenti’nden çıkarılan gladyatör tasvirleri oldukça etkileyiciydi. Aslında Sagalassos Antik Kenti’ne de gitmek istiyordum ama ters tarafta kaldığı için gidemedim.

Müzeden sonra, şehrin eski zenginlerinden Baki Bey’in konağını görmeye gittim. Buradan pek beklentim yoktu, sadece dışını fotoğraflayıp dönecektim. Ancak içeri girdiğimde beni bir rehber karşıladı ve yarım saatlik bir gezi eşliğinde bilgi verdi. Konağın bir bölümü Mehmet Akif Ersoy’a ayrılmıştı. Alakasını sordum; meğer Akif’in eşi Burdurluymuş. Kendisi de Burdur’a gelince halk tarafından büyük bir sevgiyle karşılanmış. Buradan milletvekili adayı olmuş ve seçilmiş. Akif’in çocukları, karısı, şiirleri de burada sergileniyordu. Ayrılmadan önce rehber bana Burdur Doğa Müzesi’ni de gezmemi tavsiye etti.

Burdur Doğa Müzesi’ne de gittim. Burada civar köylerden bir tanesinde çıkarılan, 2,5 milyon yıl önce yaşamış bir mamut fosili vardı. Eski bir kilise müzeye çevrilmişti. Kilise daha önce sinema ve tiyatro olarak da kullanılmış. Yani ibadethane dışında her alanda değerlendirilmiş. Tasarımı sesi dağıtacak şekilde yapılmıştı. Atmosferini beğendim. Müzelere Müze Kart’la ücretsiz girdim.

Şehirden ayrılmadan önce etrafa bir kez daha baktım. Burdur gerçekten sakin bir yerdi. İnsanları da öyleydi. Kimsenin acelesi yoktu. Herkes kendi halinde yaşayıp gidiyordu. Dışarıya da çok göç veriyormuş. Özellikle Antalya gibi şehirlere. İş ve istihdam açısından zayıf olduğunu öğrendim. Burdurlu iş insanları bile yatırımlarını İstanbul ve Antalya gibi büyük şehirlere yapıyormuş.

Burdur’dan Yeşilova minibüsüyle ayrılıp Salda Gölü’ne doğru yola çıktım. Küçük yerlerde mesafeler kısa ama toplu taşıma sıkıntılı olduğu için sürekli birilerine soru sormak zorunda kalıyordum. 45 dakikalık bir yolculuktan sonra Yeşilova’ya vardım. Taksi durağında Salda Gölü’ne ücretin 450 TL olduğu ve mesafenin 13 km olduğu söylendi. Ama beni getiren minibüs şoförü, gölün 2 km mesafede olduğunu ve taksiye para vermemem gerektiğini söyledi. Ben de yürümeye başladım.

Anayolda lavanta bahçeleri arasından yürürken çoban köpekleri tarafından kovalandım. Arabalar yanımdan vızır vızır geçiyor, o 2 km yol bir türlü bitmiyordu. İçimden 450 TL’yi taksiye neden vermediğim, böyle aptal işlere neden girdiğimle ilgili ciddi küfürler ediyordum. Bir şekilde Salda Gölü’nün halk plajına ulaştım.

Orada biraz vakit geçirdikten sonra, daha önce yazdığım ama cevap alamadığım paylaşımlı araç sürücüsü bana yazdı. Oradan geçtiğini ve beni alabileceğini söyledi. Ben de kabul ettim.

BlablaCar sürücüsü gelince Salda Gölü’nden Denizli’ye doğru yola çıktık. Sürücünün iç dünyası ve problemleri, sonraki yazının konusu olsun 🙂

Yorum yazabilirsiniz.



Bağlanabilirsiniz!

Beni sosyal medyada da takip ederek seyahat maceralarıma ortak olabilirsiniz.