Bayram tatilini değerlendirmek için, daha önce gitmediğim illeri keşfetmek üzere İstanbul’dan yola çıktım. İlk durağım Afyon olacaktı.
Paylaşımlı yolculuk uygulaması BlaBlaCar üzerinden araştırma yapmaya başladım. Uzun uğraşlar sonunda kamyonu olan bir sürücü buldum. Daha önce kamyona binme deneyimim olmadığı için, farklı bir tecrübe yaşamak adına bu yolculuğu kabul ettim. Ancak bu paylaşımlı yolculuk sisteminin ülkemizde tam olarak oturduğunu söylemek zor. Çoğu erkek kullanıcı, bu uygulamayı flört platformu gibi kullanıyor. Açtıkları yolculuk ilanlarına kadınlar yazmadığı sürece genellikle cevap vermiyorlar. Yani Avrupa’da başarılı olan birçok uygulama, bizim ülkemize gelince amacından sapıyor.



İstanbul’dan Afyon’a giderken kamyonda üç kişiydik. Benimle birlikte binen diğer yolcu, özel eğitim öğretmeniydi. Sohbetimiz başta pek akıcı olmasa da sonlara doğru biraz açıldık. Kamyonu süren kişi ise, geçmişte medikal malzeme satan bir dükkânı olduğunu söyledi. Şoförlüğe başlama hikâyesi, arkadaşı için kestiği bir çekin ödenmemesiyle hayatının altüst olmasıyla başlamış. Arkadaşının borcunu kapatmak için 15 yıllık birikimini harcayarak tüm mal varlığını satmış. Her şeye rağmen hayatın devam ettiğini ve sıfırdan başladığını anlattı. Çok fazla çalıştığını, hatta bazı dönemlerde bir ay boyunca eve sadece bir saat uğrayabildiğini söyledi. İşinden memnun değildi ama emeğinin karşılığını aldığını görmek güzeldi; çünkü kullandığı kamyonu 1,5 yıl gibi kısa bir sürede satın almıştı. Durumunu toparlamış olmasına sevindim.
Gece saatlerinde Afyon’a vardım ve önceden ayarladığım otele geçtim. Otellerde karşılaşılabilecek yaygın bir sorun, daha önce sigara içilmiş odaların kokusunun kalıcı olması. Sigaradan rahatsız olan biri olarak bu durum beni çok zorladı. İlk gece böyle bir odada konakladım, ancak ertesi gün odamı değiştirdim ve daha iyi bir konaklama deneyimi yaşadım.


Bayram dolayısıyla Afyon’daki birçok yer kapalıydı. Mevsim nedeniyle hava oldukça değişkendi; bir an güneş açıyor, sonra dolu yağıyordu. İlk gün Frig Vadisi’nin başlangıç noktası olan Ayazini Köyü’ne gitmeye çalıştım, ancak başarılı olamadım. Bayram sebebiyle minibüs seferleri seyreltilmişti ve saatlerine dair doğru düzgün bir bilgiye ulaşamayınca vazgeçmek zorunda kaldım. Bunun yerine Afyon Kalesi’ne çıkmaya karar verdim.
Afyon Kalesi, 665 basamakla ulaşılan yüksek bir tepeye inşa edilmiş. Rivayete göre, Hititler tarafından sönmüş bir volkanın üzerine yapılmış. Zirveye kadar çıktım ve yukarıdaki manzara gerçekten görülmeye değerdi. 360 derecelik bir açıyla Afyon şehri ayaklarımın altındaydı.



Kaleden indikten sonra Mevlevihane Müzesi’ne gitmek istedim, ancak kapalıydı. Zaman zaman yağan şiddetli yağmur, geziyi zorlaştırıyordu. Müzenin kapalı olduğunu görünce yemek yemeye karar verdim. Puanı yüksek olan Musakka Restoran’a gittim. Burada kuzu kebap ve kaymaklı ekmek kadayıfı yedim. Yemekler oldukça başarılıydı.
Afyon, sucuk, kaymak ve lokum gibi lezzetleriyle ünlü bir şehir. Burada sucuğun dönerini yapmışlardı. Denedim, ancak ekmek arası sucuktan çok da farklı bir tat almadım.

Hizmet sektöründe çalışan insanların kibarlığı dikkatimi çekti. Karşılama ve hizmet kalitesi oldukça iyiydi. İstanbul’da bu tarz bir ilgiye alışık olmadığım için, insanların güler yüzü ve hizmet aşkı beni mutlu etti.
Yerel halkın konuşma şekli biraz farklıydı. Çok hızlı ve şiveyle konuştukları için anlamakta zorlandım. Afyon’da gezilecek başlıca yerler; Afyon Kalesi, termal tesisler ve Frig Vadisi olarak sıralanabilir.
Gece Afyon’u keşfetmek istedim, ancak sokaklar bomboştu. Küçük şehirlerin, özellikle metropollere alışkın biri için en büyük dezavantajı, hayatın akşam 19.00’dan sonra durması. Dükkanlar kapanmış, insanlar evlerine çekilmişti.
İkinci gün Frig Vadisi’ne gitmeye kararlıydım. Afyon Belediyesi ile ilgili ulaşım bilgilerine ulaşmaya çalıştım, ancak pek mümkün olmadı. İnternette sefer saatlerine dair net bir bilgi bulamayınca, böyle turistik bir yerin bu kadar amatörce yönetilmesini garipsedim.



Afyon’da Park Afyon adında bir AVM vardı. Ayazini minibüslerinin buradan kalktığı söylendi. Tekrar oraya gittim ve birkaç kişiye minibüs saatlerini sordum. Tesadüf eseri, oradaki bir büfeci minibüsün telefon numarasının kendisinde olduğunu söyledi. İlginç olan şu ki, bir gün önce de ona saatleri sormuştum, ancak bana yalnızca tahmini bir zaman vermişti. Şoförlerin numarasının kendisinde olduğunu söylememişti!
Minibüsün sefer saatini öğrendikten sonra şoförü aradım ve durumu bildirdim. Tam saatinde geldi ve 45 dakikada Ayazini’ye ulaştık. Friglerden kalma bu tarihi bölge gerçekten görülmeye değerdi. İnsanların kayaları oyarak ev yapmalarını hayranlıkla izledim.



Bu tarihi alanın ortaya çıkarılması, yöre halkına ekonomik anlamda katkı sağlamış gibi görünüyor. Ben de destek olmak amacıyla yerel bir restoranda gözleme yedim. Gözlemeler oldukça büyük ve doyurucuydu. Fiyatlar da gayet uygundu, tavsiye ederim.
Ayazini Köyü’nden dönerken büyük bir kalabalık oluştu. Köyün girişinde araç yığılmaları nedeniyle trafik meydana geldi. Neyse ki, bir şekilde aradan sıyrılıp Afyon merkeze ulaşmayı başardım. Isparta’ya gitmek için ayarladığım aracı beklemeye başladım.



Afyon gezim bu şekilde sona erdi.

Yorum yazabilirsiniz.