ŞANLIURFA

Daha önce kısa bir ziyarette bulunup tam anlamıyla gezemediğim Şanlıurfa Müzesini bu kez daha detaylı incelemek için rotamı peygamberler şehri Şanlıurfa’ya çevirdim. Gerçeği söylemek gerekirse, rotayı ben değil uçak kampanyaları belirliyor. Ocak ayında uygun fiyata aldığım biletlerden biri de Şanlıurfa biletiydi. Hal böyle olunca, “Neden olmasın?” dedim. Tarihe ve arkeolojiye ilgim olduğu için bu fırsatı değerlendirmek istedim. Gidiş-dönüş biletimi 1400 TL gibi bir fiyata aldım; diyebilirim ki dip fiyat. Kampanya görünce dayanamıyorum 🙂

Urfa’nın tarihi bölgesi olan Eyyübiye, Mardin’i andırıyor. Dar sokakları ve tarihi taş evleriyle dikkat çekiyor. Tabii, bu mimari özellikler hep ihtiyaçtan doğmuş. Örneğin, sokakların dar ve ev duvarlarının yüksek olması, yazın kavurucu sıcaklarından korunmak için gölge sağlıyor. Taş evler ise kışın sıcak, yazın serin olacak şekilde tasarlanmış. Rivayete göre, Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yer olan Balıklıgöl de bu ilçede yer alıyor.

Ramazan ayında, genellikle insanlar seyahat etmeyi tercih etmediği için bilet ve konaklama fiyatları daha uygun oluyor. Gezilecek yerler de gündüz saatlerinde daha sakin oluyor. Bir gezgin olarak bu durumu bildiğim için Ramazan ayında daha sık seyahat etme imkânı buluyorum. Konakladığım Çiftehan Otel’in gecelik fiyatı kahvaltı dahil 680 TL idi. Otelde çalışan görevli genç bana, “Abi, Ramazan’dan sonra gelseydin 2000 TL’den aşağı konaklayamazdın, bütün odalarımız dolu oluyor.” dedi. Çocuk, benim tesadüfen geldiğimi düşündü ama aslında yıllardır yaptığım gözlemler sonucu planlı olarak oraya gitmiştim😄 Otel, merkezde, taş bir evden butik otele dönüştürülmüş hoş bir mekândı.

Şanlıurfa’da ilk dikkatimi çeken şey yoksulluk oldu. Yolda yürürken neredeyse her yüz metrede bir dilenciyle karşılaştım. Bunun Ramazan ayıyla bir ilgisi olabilir, bilemiyorum. Bir ara çöp konteynerlerinden atık toplayan bir kadın ve arkasında üç küçük çocuk gördüm. Sonra bir düşünceye daldım: Yoksul insanların bu kadar fazla çocuk sahibi olmasına anlam veremiyorum. Elbette bunun sosyolojik sebepleri vardır. Şanlıurfa’da erken yaşta evlilik ve akraba evliliğinin yaygın olduğunu gözlemledim. Bunun, komşusu Suriye ile olan akrabalık bağları ve bölgenin kültürünün İslam dininden daha fazla etkilenmesiyle ilgili olabileceğini düşünüyorum. İslam’da, “Her çocuk kendi rızkıyla gelir.” anlayışı yaygındır. Ayrıca, “azil” yani erkeğin spermini dışarı boşaltması hoş karşılanmamıştır. Bu nedenle, doğum kontrol yöntemleri bu toplumlarda yaygın olarak kabul görmemiştir.

Urfa’da çocukların çok daha erken yaşta olgunlaştığını da fark ettim. Sokaklarda çalışan, ticaret yapan çok fazla çocuk vardı. Hatta kepçe operatörü olarak çalışan bir çocuğa bile rastladım. İstanbul’da ergenlik çağındaki çocuğunu bakkala göndermeyen aileleri düşündüğümde, bu tablo haliyle beni şaşırttı.

Urfa’da iki gün kaldım. Birinci gün, otele yerleştikten sonra Balıklıgöl, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi ve Haleplibahçe Mozaik Müzesi’ni gezdim. Özellikle Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi görülmeye değerdi. Burada Urfa’nın tarihiyle birlikte Göbeklitepe’den çıkarılan eserler de sergileniyordu. Göbeklitepe’nin bir replikası da yapılmış ve ziyaretçilerin beğenisine sunulmuş.

İkinci gün, Halfeti’ye gitmeyi düşündüm. Halfeti’de baraj suları altında kalan köyler ve baraj gölü üzerinde yapılan tekne turları olduğunu duymuştum. Ancak Halfeti’nin merkeze çok uzak olduğunu fark ettim—yaklaşık iki saatlik mesafedeydi. Yol bana çok uzun geldi. Fiyat ve mesafe açısından Gaziantep ile aynı olduğunu görünce, daha önce gitmeyi çok istediğim fakat fırsat bulamadığım Zeugma Müzesi’ne gitmeye karar verdim. Son beş dakika kala, çığırtkanların arasından sıyrılarak Süha adlı otobüs firmasından bilet aldım. Daha önce bu firmayla ilgili iyi bir izlenim edinmiştim ve yanılmadım. Çok konforlu bir yolculuk yaptım. Doğu’daki bazı otobüs firmalarının yeterince kurumsal ve disiplinli olmamasından dolayı genellikle tercih etmiyorum. Daha önceki deneyimlerimde, kuralların keyfi şekilde esnetildiğini gördüm.

Zeugma Müzesi, Gaziantep otogarına oldukça yakın. Müzede pagan dönemine ait tasvirler dikkat çekiciydi. Özellikle çok meşhur olan “Çingene Kızı” mozaiği, karanlık bir odada sergileniyordu. Açıkçası, mozaiğin çok büyük olduğunu sanıyordum ama oldukça küçükmüş. Müzeyi gezerken Hristiyanlığın sanat açısından birçok unsuru Pagan Roma döneminden aldığını fark ettim. Özellikle görsel sanatlar alanında paganizmin etkisi barizdi. Hristiyanlar, Roma-Pagan geleneğinden gelen tasvir ve heykel sanatını daha da ileri taşıdılar. Örneğin, bugün İstanbul’daki Kariye Müzesi’ne giderseniz, kilisenin tavanında İncil’in görselleştirilmiş halini görebilirsiniz. İslam’da ise heykel ve resim yapmak, Allah’a şirk koşma tehlikesi taşıdığı için yasaklanmıştır. Bu yüzden Rönesans, Ortadoğu’da değil, Avrupa’da ortaya çıkmıştır.

Gaziantep’e kısıtlı zamanda gittiğim için dönüşte uçağa yetişme konusunda risk aldım. Daha hızlı bir yolculuk olur düşüncesiyle “BlaBlaCar” uygulaması üzerinden bir yolculuk ayarladım. Gelen kişi tam anlamıyla gezinin “bölüm sonu canavarı” çıktı 😄 Adam İstanbul’da taksicilik yapıyormuş. Anlaştığımız saatte gelmediği gibi neredeyse yolculuğu iptal ediyordu. Ücreti artırmaya mı çalışmadı, yarı yolda beni indirmeyi mi teklif etmedi… Dinden, kul hakkından bahsederek zor ikna ettim. İki saatlik yolculuk boyunca adam beni 15. yüzyıl Avrupa’sına götürdü! Skolastik düşünceyi dibine kadar hissettim. Bağnaz fikirlerini dinlerken, uçağa yetişmek için ondan daha bağnaz olmak zorunda kaldım. Adam arabayı tek eliyle ve tek ayağıyla kullanıyordu, diğer eliyle sürekli telefonla oynuyordu. Neyse ki bir şekilde Urfa’ya ulaştım. Gecikseydim Havaş’ı kaçıracak ve taksiye 1500 TL ödemek zorunda kalacaktım. Yolculuk esnasında adrenalinden resmen üç kilo verdim 😄

Buradan çıkaracağımız ders: İşimizi garantiye almak! Sakin başlayan ama adrenalinle biten bir gezinin daha sonuna geldik. Bir sonraki gezide görüşmek üzere!

Yorum yazabilirsiniz.



Bağlanabilirsiniz!

Beni sosyal medyada da takip ederek seyahat maceralarıma ortak olabilirsiniz.